Aşk içre mestane bir bak hele ne halde…

0
254
Görüntülenme

Dünyaya, aleme bir bakın, hangi gözle bakıyoruz aynaya? Pencerenin hangi tarafından… gözümüzde nasıl bir gözlük ya da perde var, kimin sözüne itibar ediyoruz ve daha nice sorular işte bu zamanda dört duvarın biz aciz çaresizleri kucakladığı, kimileri için korku kimileri için ümit içinde bir necat bekliyoruz.

Ve bu gidiş nereye?

  Zor ve çetin zamanlarda ama metin olmamız gereken bir vakt-i uzlet-i vahşette gönlü güzel insanlara kulak kabartmak elzem. Zira günümüz insanları kuşun kafesteki hali gibi yalnız bir başına el televizyonlarının esiri ya da bir balığın nice deryalarda kitaplarda kaybolan insanlar misali derinlerde incilerle veya hırçın denizlere yelken açmış ufku gözetler halde veya aileleriyle hasret giderirken ömrünün kıymetini anlıyor-anlayacak. Ve başını her yastığa koyduğunda hesap etmeli dününü bugününü ve yarınını. Unutmamalı hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve yarın ölecekmiş gibi dar-ı bekaya…  

Şairler gönüllerdekini gönüllere nakş etmeye nasıl muttasıl olmuşlar, nice Âşıklar kara kalemleri ile iki yüzlü sayfalara sinelerini açmış bize muhabbet dilini nasıl öğretmiş hele bir bakın.  

Erzurumlu İbrahim Hakkı der:

“Hiç kimseye hor bakma,
İncitme gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma.
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.”

Alvarlı Efe der:

“Aşık der inci tenden,
İncinme incitenden.
Kemalde noksan imiş,
İncinen incitenden.”

Yunus der ki:

“Gönül Çalab’ın tahtı

Çalab gönüle bahtı

İki cihân bedbahtı

Kim gönül yıkar ise.”

—–

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil

.

.

.

Bir düşün o ne yaptı da kabul olundu biz ne yapmadık da ırak olunduk…

*Sakın! diyordu Nâbi terki edepten…Bir Nâbiye Kulak verin, bu dünya bu darı beka nasıl kulları müsafir etmiş.

Ve bir bakın kıssadan hisse müsafir olan bidayeti pis bir su nihayeti bir toprak zerresi nasıl da bel bağladık şu kısacık fani dünyaya…

  Nâbî , 1678’de bir kafile ile hac yolculuğunda Osmanlı Devleti’nin ileri gelen paşaları ile kutlu seferde, Hicaz bölgesine girince Rasülullah‘ı ziyaret aşkı sarmış, uykusu kaçmış, hiç uyuyamamış. Bir gece yarısı kafile Peygamber şehri Medine-i Münevvere’ye yaklaşmış. Kafilede bulunan Eyüplu Râmi Mehmed Paşa o esnada kıble tarafına doğru ayaklarını uzatmış uyuyor. Rasul-i Kibriya‘nın beldesine girerken gördüğü bu manzara Nâbî‘ye hiç de hoş gelmedi. Paşayı uyandıracak bir şekilde şu meşhur beyitleri söylemeye başladı:

Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-ı Hüdâdır bu!

Nazargah-i ilahîdir, Makam-ı Mustafadır bu.

Mürâât-ı edep şartıyla gir Nabî bu dergaha,

Metâf-ı kudsiyadır, bûsegâh-ı enbiyadır bu.

Edebi terketmekten sakın! Zira burası Allahü Teala’nın Habibinin beldesidir.

Burası, Hak Teala’nın devamlı nazar kıldığı bir yerdir; Muhammed Mustafa‘nın makamıdır.

Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına dikkat ederek gir. Sakın edebi basite alma. Burası, büyük meleklerin etrafında pervane gibi döndüğü, peygamberlerin eğilip eşiğini öptüğü bir yerdir.

Bu beyitleri işiten paşa, gözünü açtı, hemen kendine geldi, ikazın sebebini anladı, ayaklarını topladı, doğruldu. Nâbî‘ye dönerek:

– Ne zaman yazdın bunları? Senden başka duyan oldu mu onları? diye sordu.

Nâbî:

– Bunları daha önce herhangi bir yerde söylemiş değilim. Şimdi, sizi bu halde görünce elimde olmadan yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok! dedi.

Paşa:

– Öyleyse bu aramızda kalsın, diye ikaz etti. Nâbî sustu, yola devam ettiler.

Kafile, sabah ezanına yakın Hz. Rasulullah‘ın mescidine yaklaştı. Bir de baktılar ki, mescidin minârelerinden müezzinler, ezandan önce, Nâbî‘nin: “Sakın terk-i edepden…” beytiyle başlayan nâtını okuyorlar. Nâbî ve paşa hayret ettiler. Mescide girdiler, namazı kıldıktan sonra, hemen müezzinin yanına koştular.

Nâbî, heyacanla:

– Allah adına, peygamber aşkına söyle, sen ezandan önce okuduğun o beyitleri kimden, nereden ve nasıl öğrendin? diye sordu. Müezzin önce cevap vermek istemedi, Nâbî ısrar ve rica etti. Bunun üzerine müezzin:

Resûl-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz, bu gece bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek: “Ümmetimden Nâbî isimli birisi beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üzerindedir. Kalkın, ezandan önce, onun benim için yazdığı beyitleri okuyarak kendisini karşılayın, mescidime girişini kutlayın!” buyurdu. Biz de Efendimizin emirlerini yerine getirdik, dedi. Nâbî, hepten şaşırdı ve heyecanlandı, dayanamayıp ağladı. Göz yaşları içinde müezzine tekrar:

O iki cihanın Efendisi, gerçekten Nâbî mi dedi, o benim ümmetimdendir mi buyurdu? diye sordu.

Müezzin:

– Evet, Nâbî dedi, o benim ümmetimdendir buyurdu, deyince, Nâbî bu iltifata daha fazla dayanamadı, sevincinden düşüp bayıldı. Bir zaman sonra ayıldığında paşayı ve müezzini yanında ağlarken buldu.

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı İlâhî’dir Makâm-ı Mustafâ’dır bu

Felekde mâh-ı nev Bâbü’s-Selâm’ın sîneçâkidir
Bunun kandîlî Cevzâ matla-ı nûr u ziyâdır bu

Habîb-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazîletde
Tefevvuk kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan içti mevcûdât çeşmin tûtiyâdır bu

Mürâât-i edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândır busegâh-ı enbiyâdır bu

(Sakın saygıyı elden bırakma¸ burası Allah’ın Habîbi’nin mahallesidir. Burası Hakk’ın tecellî ettiği yer ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in makamının bulunduğu mekândır.)

(Gökyüzündeki hilâl¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Bâbü’s-selâm” adındaki kapısının göründüğü yerdir. Bunun kandili güneştir; burası ışık ve nûrun kaynağıdır.)

(Nâbî¸ Peygamber Efendimiz’in kabrinin bulunduğu yer için¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dinlendiği yer; fazîlette arş-ı a’lânın bile üstündedir diyerek burasının ne kadar şerefli bir mekân olduğuna işaret eder.)

(Bu toprağın parlaklığından yokluk karanlıkları ortadan kalktı. Yaratılmış olan her şey¸ körlükten bu mukaddes topraklardaki sürme sayesinde kurtulup gözlerini açtı.)

(Ey Nâbî¸ bu dergâha edebini gözetmek suretiyle gir¸ çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve peygamberlerin öptüğü yerdir.)

Evde kal ve bizimle kal Türkiye … Vatan sevgisi imandandır. O halde kendini koru vatanını koru.

Gönlünü aç ama kitaba, zihnini aç lakin huzura, ruhunu aç ancak felaha…

Yorum Yap - Sende Fikrini Beyan Et :)

YORUM:
Adın:

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.