ANAYASA MAHKEMESİNE GÖRE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

0
162
Görüntülenme

Anayasa Mahkemesi, 2016/1314 başvuru numaralı Kemal BAYKUŞ’un başvurusunu 26 Temmuz 2019 tarihinde kesin olarak karara bağladı.

1927 doğumlu olan Kemal BAYKUŞ kendisini gazeteci, yazar, sivil toplum gönüllüsü ve emekli Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı olarak tanıtmaktadır. Başvurucu, olayların geçtiği tarihte çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmakta ve ulusal ölçekte yayın yapan Sözcü gazetesinde de siyasi konularda gündeme ilişkin makaleler yazmaktadır.

Kemal BAYTAŞ 15/3/2015 tarihinde gazetede “Yolsuzluklarda Jet Fadıl’ı Yalancılıkta Goebbels’i Solluyor” başlıklı bir makale yazmış.Bu makalede 4/8/2011-18/8/2015 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan N.Ö.nün (Şikayetçi) görevine ilişkin konulardaki bazı tasarruflarını eleştirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi olayı daha iyi ifade etmek için işin esasına girmeden önce makalenin yazıldığı dönemi anlatmış.Anayasa Mahkemesinin dönemi anlatma şeklini aynen aşağıya aktarıyorum.

A. Başvuruya Konu Makalenin Yazıldığı Döneme İlişkin Arka Plan Bilgisi

  1. Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan B.A.ya karşı suikast planlandığına ilişkin bir ihbar üzerine 2009 yılının Aralık ayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait gizli bilgi ve dokümanların yer aldığı kozmik oda olarak bilinen, Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulunda bulunan arşiv odasında 27/12/2009-20/1/2010 tarihleri arasında arama yapılmıştır. Arama sonucunda kozmik odada bulunan bilgisayar kayıtlarının iki nüsha hâlinde imajının çıkartılmasına ve sabit diske kaydedilmesine karar verilmiş, bu karar kapsamında işlem gerçekleştirilmiştir. Çok kısıtlı sayıda kişinin girişine izin verilen bu odada yapılan arama sonucunda elde edilen dokümanlar “devlet sırrı” niteliğini haiz olabileceğinden kaydın gerçekleştirildiği sabit diskler ve belgeler Cumhuriyet Savcılığına teslim edilmemiştir. Sabit disklerden biri Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında mühürlü bir şekilde muhafaza edilirken diğeri Genelkurmay Destek Kıtaları Grup Komutanlığında yine mühürlü şekilde saklanmıştır.
  2. 25/2/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, muhafaza edilmekte olan sabit diskin çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesi için 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle görevli Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden el koyma talebinde bulunmuştur. Sabit disk, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin elkoyma kararı doğrultusunda Genelkurmay Başkanlığında görevli hâkimler tarafından 16/3/2013 tarihinde soruşturma makamına teslim edilmiştir.
  3. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından bir kopyası çıkarılan sabit disk incelenmek üzere Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunda (TÜBİTAK) görevli bilirkişilere teslim edilmiştir. Savcılık tarafından incelemesi tamamlanan sabit diskin Genelkurmay Başkanlığına iadesine karar verilmiştir. İade yazısında, üzerinde inceleme yapılan sabit diskin bilirkişi incelemesi sırasında mevzuata aykırı şekilde ve yetkisiz kişilerce yeniden kopyalandığı belirtilmiştir.
  4. Bunun üzerine 13/3/2015 tarihinde basın açıklaması yapan Genelkurmay Başkanlığı aramanın ardından -üç yıllık süre zarfında- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sabit diskin teslimine ilişkin herhangi bir talepte bulunulmadığını belirtmiştir. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan aramanın ardından ilk kez 25/2/2013 tarihinde el koyma talebinde bulunulduğunu ve oluşturulan sabit diskin mahkeme kararları gereği soruşturma makamına teslim edildiğini belirtmiştir. Mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin yasal zorunluluk olduğuna da dikkat çeken Genelkurmay Başkanlığı, belgelerin teslimi ile TSK’yı ve personelini zan altında bırakan soruşturmanın daha fazla sürüncemede bırakılmamasının ve maddi gerçeğin bir an evvel ortaya çıkarılmasının amaçlandığını açıklamıştır. Genelkurmay Başkanlığı TSK’ya ait bilgi ve belgelerin mevzuata aykırı şekilde yetkisiz kişilerin eline geçmesine sebebiyet verenler hakkında da adli yollara başvurulacağını bildirmiştir.

Yukarıda bahsedilen olayları Kemal BAYTAŞ makelesinde “Devlet Sırlarını Satmada Sülün Osman’a Parmak Isırtıyor” alt başlığı altında ele alarak dönemim Genelkurmay Başkanını o tarihte Jandarma Genel Komutanlığının emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden İçişleri Bakanlığına bağlanması konusunda yapılan çalışmalara herhangi bir reaksiyon göstermemesini ve Başbakan Yardımcısına suikast soruşturması kapsamında kozmik odanın aranmasını ve elde edilen dokümanların müştekinin talimatı ile yargılama mercilerine teslim edildikten sonra yetkisiz kişilerin eline geçmesini eleştirmiştir.

Genelkurmay Başkanlığı N.Ö makalede geçen ifadelerin kendisinin onur, şeref ve saygınlığına saldırı niteliğini taşıdığını belirtilerek suç duyurusunda bulunmuş ve yargılama sonucunda Başvurucu Kemal BAYTAR’ın kamu görevlisine görevi nedeni ile basın yoluyla hakaret suçunu işlediğine karar vererek 7.080 TL adli para cezası ile cezalandırmış ve bu para cezasını hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevirmiştir.

Başvurucu Kemal BAYTAR, Bireysel başvuru dilekçesinde kendisine verilen para cezasına karşı çıkarak kendisini özetle şöyle savunmuştur:

  • Genelkurmay Başkanı N.Ö.’nin Ergenekon ve Balyoz isimleri ile bilinen davalarda yargılanan asker kişilere yeterince kurumsal destek sağlamadığını için eleştirdiğini,
  • Yasal düzenleme sonucunda Jandarma Komutanlığının denetim yetkisinin Genelkurmay Başkanlığından alınarak valiliklere bırakılmasına gibi önemli bir düzenlemede Genelkurmay Başkanlığını temsil eden N.Ö’nün hiçbir itirazda bulunmamasını eleştirdiğini,
  • Müştekinin Genelkurmay Başkanı olduğuna dikkat çeken BAYTAŞ, kamu görevlilerinin basın mensupları tarafından yapılan eleştirilere karşı daha esnek ve hoşgörülü olması gerektiğini, kullandığı ifadelerin hakaret unsuru içermediğini ve basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesi bu olayı Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerini ihlal edip etmediğini değerlendirmiş olup ilgili maddeler şu şekildedir:

  • “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin kullanılması,… başkalarının şöhret veya haklarının,… korunması … amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

  • “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesi:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

Anayasa Mahkemesi somut olayda, kişisel itibarın korunmasını isteme hakkı ile yukarıda maddeleri belirtilen basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir denge gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiş. Başvuruya konu olan olayı değerlendirmesini yapabilmek içinde 8 tane kriter belirlemiş kriterler şu şekildedir:

  • Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, yayının genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı
  • Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı
  • Haber veya makalenin yayımlanma şartları
  • Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin türü, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları
  • Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği
  • Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları
  • Basın özgürlüğünün korumasından faydalanan kişilerin meslek ahlakına saygı gösterip göstermedikleri
  • Doğru, güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket edip etmedikleri

Anayasa Mahkemesi bu ilkeleri olaya uygulayarak aşağıda belirtilen sonuca ulaşmıştır.

  1. Siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarına dolayısıyla müştekinin Genelkurmay Başkanı olarak çok geniş kamusal yetkileri haiz olduğu dikkate alındığında görevi gereği kendisine yönelen eleştirilere kamuoyunca tanınmayan kişilere göre daha fazla katlanması gerektiği,
  2. Başvuruya konu makale gibi düşünce açıklamaları hakkında yapılacak değerlendirmenin yazının yayımlandığı bağlamından kopartılmaksızın ve olayın bütünselliği içinde yapılması geretiğini belirterek makale, kamuoyunda Jandarma Genel Komutanlığının emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden İçişleri Bakanlığına bağlanması ve kozmik oda araması sonucu oluşturulan sabit diskin savcılık incelemesi sırasında yetkisiz şekilde kopyalanması hususunda yoğun tartışmaların yapıldığı bir dönemde kaleme alınmıştır. Bu nedenle yazının bu konuya dikkat çekme ve kamusal faydası olan bir tartışmaya katkı sunma amacıyla kaleme alındığı anlaşıldığını,
  3. Gazetecilerin kamuoyunun ilgisini çeken ve görevleri nedeniyle tanınmış kamu görevlilerinin sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye ve hatta yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmaz olduğunu yazılanların rahatsız edici de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere ilişkin olarak yapılan bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabileceğinden cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabileceğinden bahsederek Anayasa Mahkemesi somut olayda başvurucu Kemal BAYTAŞ tarafından köşe yazısında ağır eleştirilere yer verildiği görmekle birlikte değerlendirmelerin kabul edilebilir eleştiri sınırını aştığından bahsedilemeyeceğine karar vererek Kemal BAYTAŞ hakkında verilen cezanın kaldırılmasına ve başvurucuya 9.150 TL maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin kararına kararı veren beş hakimden ikisi karara karşı çıkmış gerekçelerinde ise; başvurucunun makalesinde kullandığı ifadelerin , “basın özgürlüğünün korumasından yararlanan kişilerin meslek ahlâkına saygı gösterip göstermedikleri” ve “iyi niyetli olarak hareket edip etmedikleri” şeklindeki kriterlere uygun olmadığını ve Genelkurmay Başkanı N.Ö.’nün kozmik odanın aranmasını sonucu elde edilen dokümanları mahkeme kararı ile yargılama mercilerine teslim ettiğini dolayısıyla şikayetçinin mahkeme kararına uymaktan ibaret olan davranışları karşısında Kemal BAYTAR’ın kullandığı ifadelerin; ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeyeceklerini belirterek karşıoy vermişlerdir.

Aşağıya olayla ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler için Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının linkini bırakıyorum.

  • https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/1314?BasvuruNoYil=2016&BasvuruNoSayi=1314

Önceki YazıMUHAMMED MURSİ
Paylaş

Yorum Yap - Sende Fikrini Beyan Et :)

YORUM:
Adın:

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.